bursapanorama

Sadabad Sarayı

Kültürpark Güney Kapısı

Sadabad Sarayı

Sadabad Sarayı Düğün Salonu Bursa.

Mekan Detayları

Fiyat Aralığı :

  • Düğün Organizasyonu :  den başlayan fiyatlar
  • Yemekli Düğün Fiyatı : TL

Kapasite :

  • Kapalı Alan Kapasite : kişi
  • Otopark Araç Kapasitesi : araç

Standart Organizasyon Hizmetleri

Mekan Özellikleri :

  • Manzara : Panoramik manzara, şehir manzaralı
  • Davet Alanı: Kapalı Alan, şehir merkezinde, balkon, kolonsuz salon, yüksek tavan

Hizmet verilen organizasyon türleri : Bursa Düğün, Nişan, Kına, Sünnet, Balo-Parti, Açılışlar, Bayi Toplantısı, Davet ve resepsiyon, Kurumsal etkinlikler, Mezuniyet Törenleri, Doğum Günü

Bölge – Ulaşım : Osmangazi – Bursa

Yetkili Kişi : 

Sadabad Sarayı

Yüzlerce yıllık bir tarih, görkemli camiler, büyüleyici türbeler, büyük hamamlar… Bursa, tarihi anlamda oldukça etkileyici bir mimariye sahip. Ancak bu kentte ihtişamıyla baş döndüren, önemli davetlere, toplantılara ev sahipliği yapan, mimarisinde tarihi ve görkemli etkiye rastlanılan bir yapı, bir saray yoktu. Bursa’nın da bir sarayı olmalıydı…

Sadabad Sarayı, Osmanlı’nın 18. yüzyıldan itibaren mimari eserlerine, saraylarına, köşklerine yansıttığı anıtsal havaya sahip, altın varaklı süslemeleri, yüksek sütunları, görkemli girişi, yüksek tavanları ve geniş galerisiyle baş döndüren bir saray ve bu sarayda kentin en büyük salonu yerini alıyor. En önemli buluşmalar, en geniş katılımlı davetler, en görkemli düğünler bu sarayda gerçekleşiyor.

Neden Sadabad?

Lale Devri, ihtişamlı Osmanlı tarihinin belki de en gösterişli dönemidir. Devrin en önemli adresi olan Sadabad Kasrı ise Padişah III. Ahmet döneminde imparatorluğun renkli ve gösterişli yaşamının ışıldayan yüzüydü. Otuz sütun üzerine oturtulmuş göz alıcı bir yapısı, önündeki büyük havuzun etrafına yayılmış çağlayanlar, ağızlarından su fışkıran ejderha heykelleri yer alıyordu.

Sadabad Kasrı’nda eğlenceler Hıdırellezin birinci günü başlar, özellikle mehtaplı gecelerde sabahlara kadar devam ederdi.

Zamanın şairleri, yazdıkları çeşitli şiirlerle padişahları ve sadrazamı överek, onları bu eğlencelere çağırırlardı. Ziyafetler kasırda verilir, ziyafet bittikten sonra eğlencelere dışarıda devam edilirdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda bu dönemdeki eğlencelere, başta padişah olmak üzere bütün saray erkanı ve İstanbul halkının ileri gelenleri katılırdı.

Lale Devri’nin bitmesiyle birlikte Sadabad Kasrı da tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı. Günümüze ulaşamadı. Şimdi bu muhteşem yapı, Osmanlının ilk başkenti Bursa’da saray ihtişamıyla yeniden hayat buldu.

Sadabad Sarayı, Bursa’da sosyal yaşamın merkezi, görkemli davetlerin, unutulmaz düğünlerin, önemli toplantıların adresi oldu.

Mimari Yaklaşımımız

Sadabad Kasrı, Paris’teki Fontaineblau Sarayı’ndan esinlenerek inşa edilmiş bir yapı. Mermer sütunlar üstüne oturtulan iki katlı köşkün üst katında toplu eğlenceler için geniş bir davanhane ve sofalar yer alıyordu. Çevre düzenlemelerinde de Paris’ten esinlenilmişti.

Osmanlı yönetimi, Batı kültüründen yararlanmak için 18. yüzyılda Avrupa’ya elçiler yollamış ve bu elçiler geri dönerken pek çok bilgi ve deneyimle birlikte saray ve bahçe düzenlemeleri içeren kent planları da getirmişlerdi. Bu planlar da İstanbul’un en güzel bölgelerinden Kağıthane Deresi’nin kenarındaki Sadabad’ta uygulanmıştı. İşte Padişahların, paşaların yazlık konaklarının inşaa edildiği, birbirinden güzel çiçek bahçelerin yer aldığı Sadabad bu şekilde ortaya çıkmıştı.

Kasrın kendine model seçtiği Fontaineblau Sarayı Fransız kraliyet şatoları arasında en büyüğü ve en gösterişli olanıydı. Öyle ki, 16. yüzyılda arabesk, grotesk, gotik stilleri birleştirip adını vermeyi başarmıştır. Altın varak iç mimarinin tamamında kendini göstermektedir. Renk karmaşası, desenli parkeler, kat kat perdeler, düzenli ve bakımlı bahçeler, sağ ve soldan başlayıp ortada birleşen büyük bir merdiven, gösterişli tavan süslemeleri sarayın akılda kalan detayları…

Nereden Esinlendik?

Lâle Devri, Osmanlı Devleti’nde, 1718 yılında Avusturya ile İmzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir. Bu dönemin padişahı III. Ahmet, sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır. Adını, o dönemde İstanbul’da yetiştirilen ve zamanla ünü dünyaya yayılan lale çiçeklerinden alır. Osmanlı Devleti ilk defa bu devirde batıdan bazı yenilikleri almaya başlamıştı.

İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan III. Ahmet, sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lâle Devri’nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti.

Dönemin belki de en gözde eseri olan Sâdâbâd, maalesef günümüze kadar gelememiş, bize yıkıntıdan fazla bir şey kalmamıştır.

Yorum Yap ve Puan Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir